ufuk 的个人资料mariofener adlı kullanıc...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


8月5日

BERAT KANDİLİ KUTLU OLSUN

                               BERAT KANDİLİ MÜBAREK OLSUN                                                Şaban ayının 15. gecesi Berat gecesidir. Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle Mübarek gece; günahların affı ve temize çıkarılma sebebiyle Berat gecesi ve kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de Rahmet gecesi gibi adlar da verilmiştir.
Bu geceyi ibadet ve taatla geçirmenin sınırsız mükafatı vardır. Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve Allah'a şöyle dua etmiştir: “Azabından affına, gazabından rızana sığınır, senden yine sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamdetmekten acizim. Sen, kendini senâ ettiğin gibi yücesin.”
Bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor: “Şaban ayının yarısı gelince gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Cenab-ı Allah, o gece dünya semasına tecelli eder ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu, onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu, ona vereyim. Şifa dileyen yok mu, derman vereyim.”
Efendimiz s.a.v., bu geceyi Hz. Aişe r.a. Validemiz'e şöyle anlatmıştır:
“Bu gece Şaban'ın on beşinci gecesidir. Allah Tealâ bu gecede Benî Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanı cehennemden kurtarır. Ancak, kendisine şirk koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabalarıyla münasebetini kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asi olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz.”

Bunlar ne güzel müjdedir! Affedilmeyi, kurtuluşa ermeyi, sonsuz rahmetle kuşatılıp saadete ermeyi kim istemez? Buna karşılık insandan istenen ise, yine insanın hayrına, iyiliğine olan şeyler: Mümin kardeşlerini sevecek, dost olacaksın; akrabalarınla irtibatını kesmeyecek, anne-babaya isyan etmeyecek ve içki içmeyeceksin.
Aslında bu af ve rahmet müjdesi, her gün ve her gece devam etmektedir. Bütün zamanların kıymetini bilip, boşa geçirmemek gerekir. Sevgili Peygamberimiz s.a.v. zamanın önemini belirtirken, “insanların en çok gaflet içinde olduğu nimet” ifadesini kullanmıştır.
Zamanın nimet olduğunu hatırlayıp gafleti terk ettiğimizde ise, nimetlerin en büyüğü bizim olacak.
Hayırlı, mübarek olsun.
7月29日

KALBİN SESİ VE ZİKİR

Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhyâ-i dinle olur, şu milletin ihyâsı.            
KALBİN SESİ VE ZİKİR

'ALLAH'ı anan kişinin kalbi, zikir nurlarıyla arınıp pırıl pırıl olunca, o kimse, kalbinde, kendisi için bir konuşan bulur.
Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbnü'l-Arabî şöyle demiştir:
'O konuşan varlık, ALLAH'ın, Kendisini zikredenin zikrinden yarattığı bir melektir. ALLAH o meleği, zikreden kulunun kalbine yerleştirir. Zikirden gafil olduğu zamanlarda, o kimse adına, melek zikreder. Eğer gaflet, o kimseden hiç çıkmaz ve kişi zikri bırakırsa, o melek de yitip gider.' Büyüklerden kimisi ise, o melek için, 'ALLAH'ın, Kendisinden gayrı olandan uzaklaştırdığı, zikreden kulunun kalbidir' buyurmuştur. Bundan dolayı, 'Dil susunca kalp konuşur' denmiştir. Çünkü ALLAH, kıyamet günü, insanın organlarının konuşacağına inancı artsın diye bir lütuf olarak kalbinin sesini ona duyurur.'


Aziz Mahmud Hüdayi (ks) (Hulasatü'l-Ahbar, 143)       
Zikrin Faydası Neden Olmaz

Bir gün bir sofi Seyyid Abdulbaki Hz. lerine (k.s) dediki;
Kurban biz ilerleyemiyoruz, ne kadar zikir yapıyoruz vücudumuz uyanmıyor, gafletteyiz nasıl yapacağız ?

Seyyid Abdulbaki Hz. leri (k.s), bastonu koydu elini üzerine koydu, sofi dedi;

- Bir insan nazar ı haram yaparsa, ne kadar yaparsa ona fayda vermiyor.

- Dedi, bir insan, yirmi dört saat dünyayla meşgul olursa, alışveriş, insanlarla oturup kalkarsa, o insanın kalbi ne kadar zikir yaparsa fayda vermez.

- Bir insanın ailevi huzuru yoksa bu insanda ne kadar zikir yaparsa kalbine fayda vermez.

- Bir insan günah işlerse bu insan ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda yoktur. İnsan bu dört şeyi yaparsa, ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda vermez. Terk ederse fayda verir.
3月30日

reis üşüyoruz ALLAH(cc) rahmetiyle mükafatlan.

  
Syn: Muhsin YAZICIOĞLU - Üşüyorum
Yükleyen yalnizkurt5202
Ülküdaşım Gönüldaşım Efsane MUHSİN başkanım ! Allah'u-teala Rahmet Eylesin, Mekânın cennet olsun…



.

   

Bir coşku var içimde bu gün kıpır, kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke, parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..


Muhsin YAZICIOĞLU 

GÜL

Sevgiyle Bakıyor;
l Gibi” Görüyorsan
Sen
Bahtiyarsın...


Muhsin YAZICIOĞLU
Mamak

Muhsin Yazıcıoğlu, sadece Sivas'ın yiğit evladı değildir. O, Türkiye'nin yiğididir. ACIMIZ KAYBIMIZ ÇOK BÜYÜK TÜRKİYE Bİ YİĞİDOSUNU,ADAM GİBİ ADAM DÜRÜST Bİ SİYASETÇİSİNİ DAHA KAYBETTİ ALLAH DAN ÖLEN KARDEŞLERİMİZE RAHMET SEVDİKLERİNE VE AİLELERİNE SABIR DİLİYORUZ HEPİMİZİN BAŞI SAĞOLSUN

 
11月7日

DOST OL

-ZZZZZZAMAN     Öyle bir yaşa ki, hayat seni kıskansın. Öyle bir sevki, ölüm sana acısın. Öyle bir dost ol ki, dostun olmayan utansın...''

                        ZZZZZZAMAN  Susmak…
Gözyaşlarının kelimelerin manalarını yıkadığı bir saatte susmak
Yürek sevdasının yangınıyla yanmayan bir gönüle sevdayı anlatmadan susmak…
Gidişlerin hicranına bürünmüş bir sabahın ufkunda
Elvedaları dilimizden düşürmemek adına susmak…
Garipliğin sancısının simanda çizildiği bir vakitte susmak…

                      ZZZZZZAMAN ZZZZAMANKLPDostluk güzel huyun meyvesidir. Ayrılık ise kötü huyun neticesidir.  Allah için sevmek ve din uğrunda kardeş olmak,                               Allah’a yakınlığın en faziletlisi ve ibadetlerin en güzelidir.”  ZZZZAMANKLPZZZZZZAMAN ZZZZAMANKLP

10月18日

dostluk

Hareketli gül

 

Her rüzgar savuracak bir toz bulur.

Her hayal yaşanacak bir can bulur...

Her düş gerçekleşecek bir umut bulur...

Kolay bulunmayan tek şey güzel bir dostluktur...

 

 

 

 

Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik...

Ama basit bir sanatı unuttuk...


İNSAN gibi yaşamayı biliyor muyuz?


Bu mesajı sevdiğin dostlarına gönder eğer BEN de SENİN yakın arkadaşınsam dostunsam bana da yolla ........:)))


Zengin; çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir.

Kalp zenginliğinden mahrum olan kimse, ne kadar geniş servete sahip olursa olsun yine fakirdir.

Tamamı ve hırsı sebebiyle de halk nazarında hakirdir.

 Kalbi zengin olan kimse de ne kadar fakir olsa herkesin nazarında muhteremdir

 

 
 

Paylaşacak dostlarınız yoksa iyi şeylere sahip olmanın bir zevki yoktur 

 

Dost dediğin, sevilecek biri olmadığı zamanlarda bile  seni sevmeli.

Sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile sana sarılmalı, dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı,dost dediğin fanatik olmalı,bütün dünya seni üzdüğünde bile sana moral vermeli,güzel haberler aldığında seninle dans etmeli ve ağladığında seninle ağlamalı, ama hepsinden daha çok, dost matematiksel olmalı!

Sevinci çarpmalı,

Üzüntüyü bölmeli,

Geçmişi çıkartmalı,

Yarını toplamalı...

Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı

Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı

 

 

Sevgiye herzaman yeri olan yüreği kocaman dostlara...

 

 

 

 
 
 
 
 
 (bunu arkadaşlarına gönder bakalım kaç cevap gelecek eğer 7 den fazlaysa çoookk sevilen birisisin :)) â˜º.☻

10月6日

TÜRKİYE

9474567_8195a2651207324053_m[1]adsız2y1pFgIENUvUrTVktiMNxW_rhmNC1uaami4uuK5IPFAjVRLNTYGawoeAKDOdGsvmiQSYiUJCk6DDXMhXV66eHumqRFeEIlo91wUJTÜRKİYE

ARKADAŞLAR BİZ BİREY OLARAK .NE YAPIYORUZ NE KADARIYLA SORUMLUYUZ.KONUŞMAK .YAZMAK.İSYAN ETMEK.KÖTÜ SÖZLER SÖYLEMEK.ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR DEMEK.DAHA BUNUN GİBİ BİR ÇOK MASALLA BÜYÜYORUZ UYANIN GAFLET UYKUSUNDAN ÜMETİ İÇİN RABBİNDEN İSTEYEN BİR PEYGAMBER(sav)ÜMMETİ OLAMIYORUZ.BİZ ALLAH(cc)kul olup nasıl hesap vereceğiz .düşmanlar belli ,devlet yapsın diyeceğimize, kendimiz onların ürettiklerini zevk için almıyacağız.alıyorsanız o şehitlere sıkılan her mühimmatta seninde paran var.BU DÜNYADA BİLİNMİYOR

"O. kulların tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir." O ZAMAN NE YAPICAKSINIZ .ŞİMDİ DOĞRUYA PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED (SAV)YAŞAMAYA ALLAH(cc)EMİRLERİNİ YERİNE GETİRMEYİ İSLAMI YAŞAMAYI RABBİM BİZLERE NASİP ETSİN...DÜŞMANINI BİL KURANI KERİMLE YAŞA BUNU HERKESE YOLLAYIN EKLEME İSTEYEN EKLESİN KİMSEYE KIZMAYIN KENDİNİZE KIZIN YANLIŞINIZI BULUN BİRDAHA YAPMAYIN .TASSAFUF İYİ DÜŞÜNMEKTİR HAYRA YANİ KENDİNE ALLAH(cc) KULUK BİLİNCİDİR.ALLAH(cc) EMANET OLUN.ESSELAMUN ALEYKÜM
9月26日

KADİR GECESİ

KANDİLİNİZİ KUTLAR BU MÜBAREK GECEDE TÜM DUALARINIZIN GERÇEKLEŞMESİ DİLEĞİYLE SAĞLIKLI VE MUTLU ,SEVDİKLERİNİZLE BERABER NİCE KANDİLLERE .ALLAH(CC)SEN BAĞIŞLAYANSIN,BAĞIŞLAMAYIDA SEVERSİ ,BİZLERİ BAĞIŞLA AFFET .                                     
8月22日

razı

“Allah (c.c) bir kulunu severse, onun kalbini razı olduğu kullarının sevgisiyle doldurur.“
İbn Vefa

BERAT KANDİLİ
Şaban ayının on beşinci gecesi Berat kandilidir. Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle mübarek gece; günahların affı ve temize çıkarılma sebeiyle Berat gecesi ve kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de rahmet gecesi gibi adlarda verilmiştir.
Hz. Ali (r.a) anlatıyor:
Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:
"Şaban ayının 15. gecesi olduğu zaman gecesinde namaz kılın gündüzünde de oruç tutun. Çünkü Allah Teala hazretleri, o gün güneşin batmasıyla, dünya semasına iner (rahmetini indirir) ve şöyle der:
"Bana istiğfar eden yok mu mağfiret etsem! Benden rızık isteyen yok mu rızık versem, belaya maruz kalan yok mu afiyet versem......şöyle olan yok mu, böyle olan yok mu?
Bu hal fecrin sökmesine kadar devam eder."
(Kütüb-ü Sitte)
Ebu Musa el-Eş'ari (r.a) anlatır:
Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular:
"Allah teala hazretleri Şaban ayının 15. gecesi (kullarına rahmetle) nazar eder ve müşrikle müşahin (kindar bencil) hariç herkese mağfiret (günahlarını bağışlar) buyurur." (Kütüb-i Sitte)
Hz. Aişe (r.a) annemiz şöyle anlatır:
Resulullah (s.a.v) buyurdular ki:
"Allah Teala hazretleri, Şaban ayının 15. gecesinde dünya semasına iner (rahmetini indirir) ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder" (Tirmi     

7月27日

receb-i şerif

RECEB-i ŞERİF
Yüce ALLAH(cc) şöyle buyuruyor:
“ Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı 12 olup bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin...“ (Tevbe 9/36)
Allah Teala bilhassa bu dört ayda bize günah işlemeyi yasak etti. Bu yasak edişi o aylara duyulacak saygıdan ötürüdür. Onların değerini bize anlatmak için diğer aylara bakarak bu aylarda daha dikkatli olmayı bize emretti.
İbnul-Enbari şöyle anlattı:
“ Cahiliyye döneminde Araplar, birbirleri ile savaşta iken recep ayı gelirdi.
Recep ayının hilali göründüğü zaman hemen silahlarını (üzerlerinden) çıkarırlardı. Mızraklarınıda bırakırlardı. Artık ne silah sesi duyulurdu ne mızrak şakırtısı
Hatta bir kimse babasının katilini aramakta iken, onu recep ayında görse saldırmazdı. Onu hiç görmemiş, ondan hiç haber almamış gibi olurdu.“
Buna göre cahiliyye karanlığındaki insanlar bile bu aylara hürmet gösterirken bizim daha hassas olmamız gerekir. Gerçi senenin tamamında günah işlenmez. Haram olanlar her zaman haramdır, ancak bazı zamanlar daha hassastır.
7月2日

REGAİP KANDİLİ

Allah-Finalalmawlid11nf1avatar5271zp2dini12lk6dini7ei0y1pBwoOJcq9wCp1B1c6cQUCLmHHn--wpzfBl49Ndc8Ui5PRsUikfi4SpUHnb7yO8DEzsCE40ltv2NAy1pzVd06UbAuFs7_sV2_ErXh5t1PM2yARmoKW8APCLsWG23KZLId1R3li-WyHiUbkToqvUZHBJoI2My1pzVd06UbAuFsf7qK-puNizm7Bt6QKB7SF5x1xyig432hBDRPHv07VaG95Vlck7uBTH0eqbNCBQ7cy1pzVd06UbAuFupbm22VnLeiITJAJAvxmBdtOx6pv1V7y2ijTtAKVI1Y4h-nPzbT3CL3jiys5vMMaYy1pzVd06UbAuFv7rNbLFd27XBm3a7ArQKhRPZDlZzu7Klrb0FZteBf5iAGWPUIzVVFWHj64TcIWEy4                                                                                                                                                                            De ki: 'Ey kitap ehli! (Gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde, niçin Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermeye yeltenerek inananları Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.' [ Ali İmran Suresi 99 ]

Regaib Nedir?

Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be", kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"'den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, "reğîbe"dir. "Reğîbe"nin çoğulu da "reğâib" dir. Kelime olarak "Regâib"in aslı budur.

Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir.

Peygamberimiz (a.s.m)’ ın Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevabları var.

Bir de bu ayda sevablar kulların defterlerinin sevab hanelerine, bol bol dökülmesi dolayısıyla da recebül esabb denmiştir. Yâni, sevabların bol bol, şarı şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek... Sabbe, Arapçada dökmek demek... Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü yere münsab derler; o da aynı kökten... Receb-ül esabb; Allah'ın rahmetinin cûşa gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay demektir.

Arifler ve din alimleri kitaplarında yazmışlar ki, bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tevbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şa'ban bakım ayıdır. Ramazan biçim ayıdır, yâni mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor.

Onun için, "Receb ayı tevbe ayıdır." demişler. Yâni kul ne yapacak?.. "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..." diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girecek.

Şa'ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir.

Regaib ile ilgili ayet-i Kerimeler:

Regâib kelimesi Kur'an'da geçmemektedir. Ancak "reğabe"den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur'ân'da sekiz yerde geçmekte ve "reğabe"nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır .

Ayrıca, "Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin." (Tevbe Suresi, 36) Hz. Peygamber’in ( a.s.m ) ( aşağıda hadisler bölümünde bulunan) bir hadisinde, ayet-i kerimede işaret buyurulan haram ayların, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğu vurgulanmaktadır: "

Receb Ayı ve Regaib Gecesi ile İlgili Hadis-i Şerifler:

• Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye]
• Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir. [Miftah-ül-cenne]
• Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Yala]
• Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İbn-i Asâkir]
• “Receb-i Şerîf’in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.” buyuruyorlar. (Camiu-s sağir)
• İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri: “Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O’nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O’nu hiç oruç tutmayacak zannederdik.” buyurmuştur. (Müslim)
• Muhakkak zaman, Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye’l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır." (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9)
• "Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır." (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)
• Yine mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( r.a. )'dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber şöyle derdi: "Allahım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259)
• Receb’in ilk cuma gecesini ihya edene, Allahü teâlâ, kabir azabı yapmaz. Duâlarını kabul eder. Yalnız, 7 kimsenin duasını kabul etmez: Faizci, Müslümanları aşağı gören, ana babasına eziyet eden, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livata ve zina eden, beş vakit namazı kılmayan. [Bu günahlardan vazgeçmedikçe, duaları kabul olmaz.] [Saadet-i Ebediyye]
• Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. [Taberânî]
• Kim Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip “Ya Rabbi onu mağfiret et” derler. [Ebû Muhammed]
• Hz. Aişe ( r.a ) validemiz, “Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi.” buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, “Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum.” buyururdu. (Tirmizî)
• Receb ayında yapılan dua kabul edilir, günahlar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur. Hz. Hüseyin ( r.a) anlatır:
“Kâbe’yi tavaf ederken, yanık sesle Allahü teâlâya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. Ona, “Sen kimsin, durumun ne böyle?” dedim. O kimse dedi ki:
“Adım Menazil... Ben çalgı çalmak, şarkı söylemekle şöhret salmış, Arabistan’ın ünlülerinden bir gençtim. Hep nefsin arzuları peşinde koştum. Receb ve Şaban aylarında bile, bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, “Allahü Teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikâyet ediyorlar” dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, “Bu aylarda oruç tutup, geceleri ibadet ediyorum. Beytullah’a gidip şerrinden korunmak için, Allahü teâlâdan yardım dileyeceğim” dedi. Bir hafta oruç tutup, Kâbe’ye giderek, “Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları red etmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et!” diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Beni gören, “Baba bedduasına uğramış kişi” derdi.”
Hz. Hüseyin, “Baban bu hâline ne dedi?” buyurdu. O genç, “Babamdan özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim.” diyor. Hz. Ali bu felçli gence dua ediyor, Receb’de yaptığı bu dua bereketiyle de Hak teâlâ ona şifa ihsan ediyor.

Regaib Gecesi ile İlgili Risale-i Nur’da Geçen İfadeler:

Üstadımız! Nur talebelerinin okudukları bir eşi, bir benzeri daha dünyada olmayan "Cevşen-ül Kebir" isimli Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretlerinin duasını ve çok sevablı, çok nurlu, çok faziletli salavat-ı şerifelerinizi elde ettik, okumağa başladık. Sizin devam ettiğiniz bu pek kıymetdar, çok mübarek evradlar; bizim zikrimiz, bizim virdimiz oldu elhamdülillah! Fakat en ziyade Risaleleri okumağa gayret ediyoruz, ehemmiyet veriyoruz. Çünki Nur Risalelerini ne kadar sık sık okursak, bu dualardan daha ziyade feyz alıyoruz. Duaları, evradları mübarek gecelerde, hususan Leyle-i Regaib ve Leyle-i Mi'rac ve Leyle-i Berat, Leyle-i Kadir ve Cuma geceleri gibi vakitlerde okuyoruz. (Hanımlar Rehberi: 158)

“Evvelâ: Tekraren hem sizin Receb-i şerifinizi ve Leyle-i Regaib’inizi tebrik, hem Safranbolu’lu kardeşlerimizin tebriklerine mukabeleten şuhur-u selâselerini ve dört leyali-i mübarekelerini ve Nurlarla gayet ciddî alâkalarını tebrik ederiz." (Emirdağ L. - 1: 166)

Evvelâ: Seksen küsur sene bir ömr-ü manevîyi sizlere kazandıracak olan şuhur-u selâse-i mübarekeyi ve bilhassa bu geceki Leyle-i Regaib'i tebrik ediyoruz. (Kastamonu L.: 147)

“Evvelen: Seksen sene bir manevî ömr-ü bâki kazandıran şuhur-u selâsenizi ve mübarek kudsî gecelerinizi ve leyle-i regaibinizi ve leyle-i mi’racınızı ve leyle-i beratınızı ve leyle-i kadrinizi ruh u canımızla tebrik ve herbir Nurcunun manevî kazançları ve duaları umum kardeşleri hakkında makbuliyetini rahmet-i İlahiyeden rica ve hizmet-i Nuriyede muvaffakıyetinizi tebrik ederiz." (Emirdağ L.-2: 121)

Birinci Sualiniz: Mü'minin mü'mine en iyi duası nasıl olmalıdır?
Elcevab: Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünki bazı şerait dâhilinde dua makbul olur. Şerait-i kabulün içtimaı nisbetinde makbuliyeti ziyadeleşir. Ezcümle: Dua edileceği vakit, istiğfar ile manevî temizlenmeli, sonra makbul bir dua olan salavat-ı şerifeyi şefaatçı gibi zikretmeli ve âhirde yine salavat getirmeli. Çünki iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur. Hem bi-zahr-il gayb yani "gıyaben ona dua etmek"; hem hadîste ve Kur'anda gelen me'sur dualarla dua etmek. Meselâ:

Allahumme inni es’elukel afve vel-afiyete livelehu fid-dini ved-dünya vel-ahiret
Rebbenatina fid-dünya haseneten ve fil-ahireti haseneten ve gıne azabennar.

gibi câmi' dualarla dua etmek; hem hulûs ve huşu' ve huzur-u kalb ile dua etmek; hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra; hem mevâki'-i mübarekede, hususan mescidlerde; hem Cum'ada, hususan saat-ı icabede; hem şuhur-u selâsede, hususan leyali-i meşhurede; hem ramazanda, hususan leyle-i kadirde dua etmek kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden kaviyyen me'muldür. O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek aynı maksad yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez; belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir. (Mektubat)

Mübarek Kandil Gecelerini Nasıl Değerlendirmeliyiz?

1. Kur'an-ı Kerim okuyarak,
2. Peygamberimiz ( a.s.m)’ın mübarek duası olan Cevşen-ül Kebiri okuyarak,
3. Aile bireyleriyle birlikte günün mana ve ehemmiyeti hakkında sohbet ederek,
4. Allah rızası için namaz kılarak,
5. Hayatımızın geçmiş günleri ve yılları hakkında muhasebe yaparak,
6. Günahlarımızın bağışlanması için Allah'tan af dileyerek,
7. Sevgili Peygamberimize bol bol salât ve selâm okuyarak,
8. Dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua ederek,
9. Hastaları, yaşlıları ziyaret ederek; yoksulları, öksüz ve yetimleri sevindirerek,
10. Eş, dost ve yakınlarımızla tebrikleşerek,
11. Dargın ve küskünleri barıştırarak, değerlendirebiliriz


Regaib Gecesi Namazı Nasıl Kılınır?

Regâib Gecesi Namazı: Bu geceyi ibâdetle geçirmenin sevabı pek çoktur. Bu gecede kılınacak namaz 12 rek’attir. Bu namazın kılınışı şöyledir:

Her rek’atta fatihadan sonra üç kadir suresi ile 12 adette ihlas suresi okunur. Her iki rek’atta bir selam verilerek 12 rek’at tamamlanır. On ikinci rek’at kılınıp selam verildikten sonra yerinden kalkmadan yetmiş kere “ Allahumme salli ala Muhammedinin nebiyyil ummiyyi ve ala alihi” denilir. Sonra secdeye varılır. Secdede yetmiş kere “ subbuhun kuddusun Rabb-ul melaiketi verruhi” denir.

Sonra secdeden kalkılarak ettahiyyatta oturulur. Ve yetmiş kere “Rabbiğfir ve erham ve tecavez ta’lemü” dedikten sonra tekrar secde edilir. Secdede yetmiş kere “ subbuhun kuddusun Rabb-ul melaiketi verruhi” dedikten sonra, isteklerimizi alemlerin Rabbine arz edilir. ( İhya ulumuddin, Bedir yayınları, 1974, c:1, s:555)

Regâib namazını cemaatle kılmak bid'attir. Zaten terâvihten başka hiçbir nâfile namaz cemaatle kılınmaz.

REGAİP KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.

6月30日

SÖYLEŞİ

9Kwm9v531321-02avatar5271zp2cumassdini12lk6dua117ir9zflc2iNzLKZ105456-02ms031rv3y1pzVd06UbAuFs8Q6CNH3mM5DX2VIZTvTQIjTVCFQiUo-ut9_HGkK_27mVs6qiiFpTghXhl3M0QKqIy1pzVd06UbAuFv7rNbLFd27XBm3a7ArQKhRPZDlZzu7Klrb0FZteBf5iAGWPUIzVVFWHj64TcIWEy4y1pzVd06UbAuFupbm22VnLeiITJAJAvxmBdtOx6pv1V7y2ijTtAKVI1Y4h-nPzbT3CL3jiys5vMMaY                                                                                          Dervişlik, belki her müslüman için arzu edilen bir ideal olması gerekmesine rağmen, yeterince nefs muhasebesi yapmadan “Ben dervişim!” diyebilir ve bu sıfatımla övünebilir miyim?

Bu Sohbeti Sesli Olarak Dinleyebilirsiniz. (Fire fox için Quicktime eklentisi gereklidir)

Bakara Suresi’nin 156. ayetine göre hepimiz Allah’a gidiyoruz: “Biz Allah içiniz ve O’na döneceğiz.” Her insan, Allah’ın yarattığı bir varlık olduğuna göre asırlardır yoluna devam eden bu kervanın yönü, varoluşun tek kaynağı olan Allah’tır. Bazılarımız bu yolda bir köşede oturup bekliyor olabilir; bazılarımız çarıksız ve yaya, bazılarımız atlı

Bu varoluş serüveninde, farklı yolculuk biçimleri içerisinde her çeşit insan görmemiz mümkündür. Derviş olanı herkesten ayıran nedir? Yoluna şuurlu olarak devam etmesi…

O kutlu kişi, nereye ve kime varacağını bilmektedir. Aynı zamanda onun, adı aşk olan ve tükenmeyen bir yakıtı vardır: “Dinle sözümü sana direm özge edâdır Derviş olana lazım olan aşk-ı hüdâdır.” (Sultan Veled Hz.) Derviş, Allah’ı arzular; çünkü O’ndan gelmiştir ve O’na aittir. Bundan dolayı, açılana kadar ilâhî kapının eşiğinde durmayı göze almıştır.

Dervişlik, yiğitliktir; her kişinin değil, er kişinin başarabileceği bir iştir. Eren olup pîr’e varmak, ancak onun hakkıdır. Dervişlik, belki her müslüman için arzu edilen bir ideal olması gerekmesine rağmen, yeterince nefs muhasebesi yapmadan “Ben dervişim!” diyebilir ve bu sıfatımla övünebilir miyim? Herkesten bir farkı olmayan hatta herkesin gerisinde kalan ben, nasıl dervişlikten bahsedebilirim ki! Gönlü Allah aşkı ile kaynayan nice dervişler bu dünyaya rahmet deryasından nurlar saçarken, bütün edep sınırlarını zorlayarak rahatlıkla ‘ben dervişim’ denebilir mi? Eğer diyecek olsam Derviş Yunus bana şöyle seslenmez mi:

Dervişlik der ki bana, sen derviş olamazsın
Gel ne diyeyim sana, sen derviş olamazsın.
Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek, sen derviş olamazsın.
Derviş bağrı baş gerek, gözü dolu yaş gerek
Koyundan yavaş gerek, sen derviş olamazsın.
Doğruya varmayınca, mürşide ermeyince
Hak nasip etmeyince, sen derviş olamazsın.
Ele geleni yersin, dile geleni dersin
Böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın.

Her zaman ‘hakkımı arıyorum’ diyerek Allah’ın bana tahakkuk eden tahsisatına isyan eden ve bunun sonucunda pek çok insanın gönlünü kıran, verilmiş nimetlere şükredemeyen, musibetlere sabredemeyen ben, kaderin hangi safhasına razı olabildim ki ‘ben dervişim’ diyebileyim! Dervişlik bir rıza lokması değil midir? Onu yiyebilecek ve hazmedecek yani hayatının her ânında meydana gelen her oluşun Sevgili’den geldiğini hiç unutmayacak kişiler, dervişlik hırkasını giymeye hak kazanabilirler.

Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi, dervişliğin bir “dem”den ibaret olduğunu bilip bu ânı duyabilen ve yaşabilenler ancak dervişliğe layık olanlardır:

Bu bir rıza lokmasıdır, yiyemezsin demedim mi?
Bu bir demdir, gelir geçer, duyamazsın demedim mi?

Sevgili Yunus, “Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek” derken bana uzatılmış hangi sopaya veya beni söven hangi söze karşılık sükûnetimi koruyabildim ki! İnsanlar beni methederken hoşlanmadığım, zemmederken rahatsız olmadığım ve kendilerine incinmediğim bir ânım oldu mu ki! Ahmed er-Rifâî Hazretleri, “Derviş için şart odur ki, onda insanların ayıbını görecek göz olmaya.” derken, ben hocalarımın, arkadaşlarımın, komşularımın, camide yan yana namaz kıldığımız cemaatin şimdiye kadar hangi ayıplarını saklayabildim ki! Mevlâna Hazretleri, “İyi, kötü herkes, dervişin cüz’üdür, eğer böyle olmazsa derviş olmaz.” derken, ben iyi veya kötü insanların gıybet ve dedikodusunu yaparak oluşturduğum kirli sularda yüzmeye devam ettiğim halde nasıl derviş olabilirim ki! Bu hallerde iken ‘dervişim’ dersem, dervişlerin pîri Sevgili Yunus bana yine şöyle seslenmez mi?

Gaflet ile Hakk’ı buldum diyenler,
Er yarın Hak divanında belli olur.
Kimin adı sofi, kimin derviş,
Derviş isen kardeş, takvaya çalış
Gizlice yollardan sen Hakk’a eriş
Er yarın Hak divanında belli olur.

Elhâsıl, niçin derviş olamadım? Günahlarım ve kötülüklerimle kendi iç dünyamın güzelliklerini karartmış olduğum halde, kendimi sık sık derviş gibi zannettiğim için…

Bu akıl ve fikir ile Mevlâ bulunabilir mi? Her şeyden önce yapmam gereken, Aşkî’nin nidasını sıklıkla tekrarlamak olmalıdır: Affet isyanım benim, halim yaman Allahım! Defterim dolu siyah, halim yaman Sultanım!

6月7日

CİLBAB" NEDİR?

1553dua6rz7st8mr5adsız0adsız1adsız3adsız4      Islâmî kadın elbisesi tipi sözkonusu olunca, günümüzde en çok tartışılan konulardan biri de, "cilbab" ın ne olduğu konusudur. Biz bu konuyu en geniş şekliyle araştırıp anlatmayı deneyecegiz. Ta ki, bu konuda artık tartışma olmasın ve müslümanlar bu doğrultuda bir adım daha ilerlesinler.

Bilindiği gibi Kur·'ân-ı Kerîm'de erkek elbisesi konusunda detaylı açıklama bulunmadığı halde, kadın kiyafeti konusunda detaylı sayılacak emir ve yasaklar vardır: Kadınlara zinetlerini ve zinet yerlerini açmamaları, başörtülerini yakalarını kapatacak biçimde üzerlerine atmaları, zinetlerini duyurmak için ayaklarını yere vurmamaları, "cilbablarını" üzerlerine sarkıtmaları ve süslü püslü sokaga çıkmamaları emredilmiştir ki, bunlar işin teferruatına kadar belirtilmesi anlamını taşır. Bunlara bir de Resûlullah Efendimizin açıklamaları eklenirse. kadın kiyafetinin, üzerinde ne kadar önemle durulması gerektiğini anlamış oluruz.

Nûr Sûresi'ndeki bir âyette Allah (c.c.): "Kadınlar, başörtülerini, yakalarını örtecek biçimde başlarına örtsünler" (Nûr (24) 31.) emrini vermiştir. Bu âyetten daha sonra gelen "Ahzâb" âyeti ile de Allah "...Mü'minler'in kadınlarına da söyle, cilbablarını üzerlerine sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar." (Ahzâb (33) 59.) emrini vermiştir. Işte daha sonra gelen bu "cilbab" âyeti, önceki ile aynı şeyi anlatmış olmayacağına göre, birincisinde anlatılan başörtüsüne ilâve bir örtü ve elbise emrediyor demektir. İşte Islâm bilginleri bu noktadan ve bu âyetin işin başında anlaşılıp uygulanma biçiminden hareket ederek, "cilbab" hakkında çeşitli yorum ve tanımlamalar getirmişlerdir. Biz önce onları görecek, sonra da bir sonuca varmaya çalışacağız.

Tefsirlere ve klasik Arapça sözcüklere baktığımızda, "cilbab" için şu değişik tanımların yapılmış olduğunu görürüz: Kamîs (üstlük), kadınların başlarını ve göğüslerini örttükleri ridadan küçük, başörtüden büyük elbise; milhafe yani çarsaf, milhafeden küçük geniş elbise, kadının normal elbiselerini örttüğü üst elbise, vücudu baştan ayağa örten elbise; mikna'a, yani peçe, başörtünün üzerinden örtülen rida; peştemalve rida, kadının bulüzünün ve başörtüsünün üzerinden büründüğü çarsaf.. (Örnek olarak bk. Zâdü'I-mesîr VN/422 ve Sabunî N/382. Bu tanımlar "cilbâb" kelimesinin pekçok tefsirden çıkarılan tarifinin özetidir. Öyleki, bunların dışında bir tanımı yok gibidir.) "Cilbab" için söylenenlerin farklı olanları bunlardan ibarettir.

Görüleceği gibi bu tanımlarda genellikle belirlenen ortak özellik "cilbab"ın giyilenden çok, bürünülen ve normal giysinin üzerine atıverilen bir üstlük olduğudur.

Tefsircilerimiz bize cilbab'ın nasıl giyildiğini ve uygulama biçimini de anlatırlar. Meselâ:

Ibnü'1-Cevzî: Başlarını ve yüzlerini örterler.

Ebû Hayyân: "cilbablarını idnâ etsinler" ifadesi, bütün bedenin örtülmesini anlatır. "Üzerlerine" denmekle de yüzleri kastedilmiştir. Çünkü Cahiliyyet Döneminde kadınların açık olan yerleri yüzleri idi.

Ebu's-Su'ûd: Kadın cilbabı başına atar, ve kenarını da göğsüne sarkıtır. Bu âyet; kadınlar herhangi bir sebeple çıkarlarsa, yüzlerini ve bedenlerini örterler anlamına gelir.

Süddî de: Bir gözleri hariç, bütün yüzlerini kapatırlar, demiştir.

Ibn Kudâme: Cilbab (giyilmeyerek) entari üzerinden kuşanılır.

Ibn Abbas: Kadınlar hür olduklarının bilinmesi için tek gözleri hariç, başlarını ve yüzlerini örterler.

Ibn Şîrîn: Ubeyde es-Sem'ânî'ye cilbabın niteliğini sordum: Bir çarsaf alıp kuşandı. Başının tamamını kaşlarına kadar örttü. Sol gözünü açık bırakarak yüzünü de örttü: (İşte cilbab böyle kuşanılır demiş oldu.) (bk. Zâdü'I-mesîr V/250; Ebu's-suûd VI/81; ibn Kudâme, el-Mugnî I/602; Ebû Hayyân, el-Bahru'l-muhît V/250; Sabûnî, Ravâyi N/283, 381.)

Elmalılı, âyette geçen: "cilbablarını sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar" ifadesini anlattıktan sonra şunları ekler:

"Bu açıklamada da iki şekil vardır: Birisi, kaşlarına kadar başlarını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sadece tek bir gözünü açık bırakmak. (Bizler yetiştiğimiz zaman validelerimizin tesettür tarzı bu idi.) Ikincisi de, alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile, yüzünün ekserisini ve göğsü tamamen örtmüş bulunmakdır. (1310'da Istanbul'a geldiğim zaman, Istanbul hanımlarının, bir peçe eklemek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartıyla tesettür tarzları da bu idi). (Elmalılı, Hak Dinî V/3928.)

Cilbabda renk önemli midir? Ne örtünme âyetleri, ne de onları açıklayan hadîsler, kadınların, şu, ya da bu renkte cilbab giymeleri gerektiğini söylememişlerdir. Buna göre kadın ister siyahtan, isterse beyazdan cilbab edinir.

Ancak ilk müslüman hanımlar ve özellikle de Resûlullah'ın dönemindeki sahabî kadınlar cilbabın görev ve esprısını çok iyi kavradıklarından olacak ki, genellikle siyah rengi tercih etmişlerdir. Meselâ Ümmü Seleme Annemiz: "Cilbab âyeti indigi zaman, Ensâr kadınları siyah giysilere büründüklerinden ötürü, başlarında kargalar. varmış gibi çıktılar" (Cessâs, Ahkâmü'l-Kur'ân NI/372; Sabûnî N/382.) demiştir.

Şairler de cilbabı hep siyah olarak düşünmüş olacaklar ki, siyah ve koyu renkli konuları cilbaba benzetegelmişlerdir.

Sonra, cilbabın verdiğimiz tariflerinden de anlaşılacağı gibi, cilbabın asıl görevi kadının zinetlerini örtmesi ve dışarıda kadının çekiciliğini azaltmasıdır; bunu ise koyu renkler daha güzel yaparlar. Buna göre; farz ya da vâcip veya sünnet değildir ama, cilbabın koyu renkten olması daha güzeldir, denebilir.

Bundan olacak ki, büyük Tefsirci Alûsî şunları söyler:

"Sonra bilesiniz ki, bana göre günümüzde ileri düzeyde (müreffeh) hayat süren bir çok kadının, evlerinden çıkarken, üst elbise olarak giydikleri örtülerde (cilbab olamayacakları gibi), gösterilmesi yasaklanan zinetler türündendir. Çünkü bunlar nakışlı desenli ve göz alıcı giysilerdir. Bana göre erkeklerin, kadınlarına böylece çıkma izni vermeleri, bundan hoşlanmaları ve kadınlarının yabancı erkekler arasında bu şekilde dolaşması, gayret, yani övülen kıskanma azlığındandır. Bu, yaygın bir musibet halini almıştır. Böyle yaygın musibet haline gelen şeylerden biri de, kadınların, kayınbiraderlerinden sakınmamaları, kocalarının da buna aldırmamaları, hattâ çoğu zaman da bunu bizzat kandilerinin emretmeleridir... Bütün bunlar Allah'ın Resûlü'nün müsaade etmediği şeylerdir. Lâhavle ve-lâ kuvvete illâ billah..." (Alûsî, XVNI/146.)

Bütün söylenenleri gözönünde bulundurduğumuzda, sonuç olarak cilbab için şunlar söylenebilir:

1. Cilbab, kadının evinden çıktığında başörtüsünün de üzerinden büründüğü bir dış elbisesi ve üstlüktür.

2. Cilbab'in bütün vücudu örtmesi, genellikle en uygun model olarak görülmüştür. En azı, yakaları örtecek kadar büyük bir başörtüsü olmasıdır.

3. Cilbab'ın asıl fonksiyonu, kadının vücut hatlarını ve süsünü örtmek suretiyle, bakanlara iffetli ve namuslu bir kadın olduğunu hatırlatmasıdır.

4. Cilbab'da renk emredilmiş olmamakla beraber, siyah ya da koyu renkli olması daha makbuldur.

5. Yurdumuzda giyilen kadın giysisi modellerinden cilbabın târifine en uygun olanı, çarşaf ve Doğu'daki "ihram"dir. Atkı ve omuzlarla beraber belden yukarısını örten geniş başörtüler ve Karadeniz Bölgesinin mendilleri de bazı tariflere göre cilbab sayılabilir.

6. Çünkü cilbab, atılan, sarkıtılan ve bürünülen bir giysi olarak tanımlanmış ve uygulanmıştır.

7. Kara çarsaf iyi bir cilbab olmakla beraber, cilbab sadece kara çarşaftır, demek yanlıştır. Koyu renkli ve vücut hatlarını belli etmeyecek kadar geniş abaye gibi pardesüler de bele ve göğüslere kadar sarkan koyu bir başörtüsü ile birlikte "cilbab" sayılabilir. Cilbabin ilk uygulamalarından anlaşılan sekle göre kolsuz ve bürünülen bir elbise olduğu görülürse de böyle olması zorunda değildir.

d) Kadın Elbisesinde Aranan Özellikler

Islâm bilginleri kadının avreti ve elbisesi ile ilgili olan bütün âyet ve hadisleri gözönünde bulundurarak kadın elbisesi için aşağıdaki özelliklerin şart olduğunu belirlemişlerdir:

l. "Cilbab" âyetinde anlatılan biçimde bütün bedeni örten bir elbise olmalıdır: Bundan sadece, fitne olmadığı zamanlarda eller ve yüz istisna edilebilir.

2. Ince ve şeffaf olmamalıdır: Çünkü giyinmekten maksat, bedeni göstermemektir. Halbuki seffaf bir elbise vücudu gösterir, hattâ bazan daha câzip hale getirir. Dolayısı ile bu tür bir elbise giyen bayan "zinet yerlerini göstermesinler" emrine uymuş olmaz. Resûlullah Efendimiz, ince bir elbise ile yanına giren baldızı Esma dan yüzünü çevirmiştir. (Ebû Dâvûd.) Âişe annemiz, ince bir başörtüsü ile gördüğü Abdurrahman kızı Hafsâ'nın başörtüsünü yırtmış ve ona kalın bir başörtü örtmüştür. (Ibn Sa'd, Tabakât VllI/71-72; Muvatta' Lebs 6.) O zamanın imkânları ve kalın iplikleriyle örülen kumaşlar ince sayılabileceğine göre, günümüzde özellikle ilgi çekmek için yapılan şeffaf bezlerin durumu daha iyi anlaşılır.

3. Dar olup, vücut hatlarını belli etmemelidir: Dar elbise giyen kadını Resûlullah Efendimiz çıplak saymış ve cehennemlik olduğunu bildirmiştir. (el-Câmiu's-sağîr 332.) Yine Efendimiz (s.a.s.) bazı "giyen çıplak" kadınlardan söz etmiş ve bunların Allah'ın lânetine ugrayacaklarını ve Cehenneme gireceklerini bildirmiştir. "Giyen çıplak" terimini Şerahsî:"Ince elbiseler giydiklerinden dolayı çıplak gibi olan kadınlardır", diye açıklamıştır. (Serahsî, Mebsût VNI/155.)

Hz. Ömer Halife iken halka dağıttığı bir çeşit elbisenin, vücut hatlarını belli edeceği için kadınlara giydirilmemesini emretmiştir.(Beyhakî N/234-35; Serahsî, Mebsût X/155.)

Kadının vücut hatlarını dışarı vuran elbiseye bakmak o uzuvlara bakmak sayılmıştır.

Ibn Âbidin; "Kim bir kadını arkadan hayâle dalar ve kemiklerinin şekli belirecek derecede elbisesini görürse, Cennetin kokusunu duyamaz" hadisini delil tutarak, uzuvların şeklini belli eden elbise, kalın olsa ve cildi göstermese bile yasaktır, demiştir. (Ibn Âbidîn.)

4. Kokusunu yabancılar duymamalıdır: Yerinde de gördüğümüz gibi, Allah Resûlü Efendimiz, kokuyu çok övmek ve tavsiye etmekle beraber, başkalarının duyacağışekilde koku sürünüp çıkan kadının zina etmiş gibi günah alacağını bildirmiştir. Koku sürünüp camiye giden kadının namazının kabul olunmayacağını haber vermiştir. (Ebû Dâvûd, teraccul 7; Tirmizî, edep 35; Nesaî, zîne35; Dârimî, isti'zân 18.)

5. Erkek elbisesine benzememelidir: Allah Resûlü Efendimiz, "erkeğe benzeyen kadına ve kadına benzeyen erkeğe Allah lânet etsin" buyurmuş ve böyle olanları evlerinize sokmayın, diye emir vermiştir. (Buhârî, Libas 62; Ebû Dâvûd, edep 53; Tirmizî, edep 34. )

Modern tıp da bu tür görünümlerin dengesizlik olduğunu ve gerek giyim kuşamda, gerekse tuvaletinde karşı cinse benzeme eğilimini "homoseksüellik"le açıklayarak, "seksüel stimulus bozuklukları" türünden değerlendirmesi, bu maddenin anlaşılması için çok ilginçtir. (Ayhan Songar, Psıkıyatri, Psikoloji ve Ruh Hastalıkları.)

6. Elbisenin kendisi de süslü olmamalıdır: Çünkü kadınların yabancılara zinetlerini göstermeleri âyetle yasaklanmıştır. Allah Resûlü kendisine bîat eden kadınlardan, cahiliyye kadınları gibi, zinetlerini göstererek çıkmamaları üzere bîat almıştır. (Taberî I/79; Heysemî, Mecma'ur-zevâid VI/42.) Kadının yabancıya göstermediği elbisesi istediği kadar süslü olabilir.

7. Gayrı müslimlerin özel elbiselerine benzememelidir: Çünkü Efendimiz: "Kim hangi millete benzerse ondandır" (Ebû Dâvûd, libâs 4; Müsned N/50; Benzer bir hadîs için bk. Tirmizî, isti'zân 7.) buyurmuş ve müslümanları devamlı, başkalarından ayrı olmaya çağırmıştır.

8. Üzerinde Kur'ân-ı Kerîm âyetleri işlenmiş olmamalıdır. (bk. Kal'acî, Mevsû'atü-fıkh-ı Ibrahim en-Nehaî N/590-91. )

9. Ayakkabılar dikkat çekilecek derecede ses çıkaracak türden olmamalıdır. Allah (c.c.); "... Gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar.." (Nûr (24) 31.) buyurmuştur.

Kadın süslü püslü elbiselerini namahremi olmadığı yerde, evinde, kocasının yanında giyecektir.

Islâm sanıldığı gibi kadının süslenmesini ve güzel giyinmesini yasaklamamış, tersine izin vermiştir. Hattâ altın ve ipek gibi değerli takı ve kumaşları erkeğe yasaklarken kadınlara serbest etmiştir. Çünkü kadınlar tabiaten süslenmeye eğilimlidir.
6月4日

gülen gözler gül

        TIKLAGrup Yürüyüş - Başörtüsü Şarkısı
Başörtüsü Kur´an´ın Emri MüsLüman Kadının KimLiğidir



Bin başaktan esiverir kor gibi yürekLeri
ŞubatLar sarsamaz asLa dirençLerini

YürüyorLar birLikte yürüyorLar güneşe
BaşLarında BayrakLaşan örtüLeriyLe

Hepsi birer mazide özLemiyLe
KuşandıLar özgürLüğü örtüLeriyLe
ÜzüLmeden gevşemeden zaLime meydan vermeden
onLardır özgürLük için türkü söyLeyen

Ateşe veriyor onLar gür sesLerini
ŞarkıLarına katarak yürekLerini
KaLkıyorLar birLikte yürüyorLar en önde
GeLiyorLar çoğaLarak örtüleriyLe

YürüyorLar birlikte yürüyorLar güneşe
BaşLarında BayrakLaşan örtüLeriyLe HAYIRLI CUMALAR

5月27日

ANNEM ELLERİNDEN ÖPÜYORUM

avatar5271zp2dini7ei0kopyas5000000001712632iki2muslim_familytubaa5ueqs4untitled223xHwXJe506843-026csd7c5adsız1kabe3d%20(10)                                                                                                                                                                                1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı;
Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.

2 yaşınızdayken size yürümeyi oğretti;
Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.

3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı;
Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.

4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu;
Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.

5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi;
Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.

6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü;
Sokaklarda "gitmiycem" diye ağlayarak teşekkür ettiniz.

7 yaşınızdayken size bir top hediye etti;
Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz.

9 yaşınızdayken size piano öğretmeni buldu;
Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz.

10 yaşınızdayken doğumgünü partilerinden,
dans derslerine kadar her yere sizi arabayla götürdü;
Arabadan firlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak
teşekkür ettiniz.

11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü;
"Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz.

12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi;
O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.

15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi;
Tek satır mektup yazmayarak teşekkür ettiniz.

17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi;
Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.

19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,
sizi arabayla kampüse götürdü ve eşyalarınızı taşıdı;
Arkadaşlarınız alay etmesin diye
kampüs kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.

21 yaşınızdayken iş hayatı ve kariyerinizle ilgili
size fikir vermek istedi;
"Ben senin gibi olmayacağım"diyerek teşekkür ettiniz.

22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı;
Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.

24 yaşınızdayken uzun süredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi;
"Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz.

25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,
sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı;
Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.

30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi;
"Artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz.

40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğumgününü hatırlattı;
"Anne işim başimdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz.

50 yaşınızdayken o, çok hastalandı, hafta sonunda
onu görmeye gittiginizde mutlu oldu;
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek
teşekkür ettiniz

Derken bir gün... O, öldü...
O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa,
o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü...


EĞER HÂLÂ SİZİNLEYSE,

ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN...

bır sultan var gonlumde gavsı sanı ılahısının

http://tan1907.spaces.live.com/)bır sultan var gönlümde gavsı sanı İlahisinin
    
5月23日

SEVGİ

           

10rbjpg

بِسْــــــــــــــــــــــمِﷲارَّحْمَنِ ارَّحِيم

" O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

                                                 (Mülk,67/2) 

 

5月18日

güller

                                                         Bu cuma gecesi ve günümüzün hayırlı olmasını diliyorum yüce mevladan.
Bugün için yapılması sevap olan bazı duaları hatırlamak anlamında paşlamak istiyorum.

Cuma günü ve gecesinde neler okunması iyidir?
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Cuma gecesi Kehf suresi okuyan, Kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki Cuma arasında işlediği günahlar da affolur.) [Tergib]

(Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.) [Dare Kutni]

(Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir.) [Taberani]

(Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın, günahları affedilir.) [İsfehani]

(Cuma günü gusledenin günahları affolur.) [Taberani]

(Cuma günü sabah namazından önce, "Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh" okuyanın, deniz köpüğü kadar da olsa günahları affolur.) [İbni Sünni]

(Cuma namazından sonra, yedi defa ihlas ve muavvizeteyn okuyanı, Allah(c.c.)ü teâlâ, bir hafta, kazadan, beladan, kötü işlerden korur.) [İ.Sünni]



Hayırlı Cumalar En Sevgiliye'nin Sevgilileri...